Başarılı Kadın Girişimciler

Girişimcilikte Fark Yaratan Kadın Girişimciler -Başarılı Kadın Girişimciler

Ekonomist dergisi, Garantisi Bankası işbirliği ve KAGÎDER’in katkılarıyla düzenlenen ‘Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması’ tam yedi yıldır aralıksız devam ediyor. Türkiye’de kendi başarı hikayelerini yazmış kadın girişimcilerin ödüllendirildiği yarışmanın son başvuru tarihi 30 Haziran. Bu yıl yeni bir kategori başlığı açarak ‘Türkiye’nin Kadın Sosyal Girişimcisi’ni de seçecek olan yarışmanın ödül töreni ise eylül ayında düzenlenecek.

Ekonomist dergisi olarak, Garanti Bankası ve Türkiye Kadın Girişimciler Derneği’nin (KAGÎDER) işbirliğiyle, her yıl Türkiye’nin başarılı kadın girişimcilerini Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yanşması ile ödüllendiriyor ve kamuoyunun karşısına çıkanyoruz.

Tam yedi yıldır süren bu serüven Türkiye’de daha önce bu alanda imza atılmamış bir işin sürekliliği ve her geçen yıl büyüyen bir organizasyona dönüşmesi anlamında yarışmanın tüm paydaşlarına haklı bir guaır yaşatıyor.

Zira ilk yıl yalnızca 113 kadın girişimciden aldığımız başvuru kar topu etkisiyle büyüyerek geçtiğimiz yıl rekor katılımla 6 bin 200 kadın girişimcinin hikayesini paylaştığı bir organizasyona dönüştü. Türkiye’de TOBB’a kayıtlı yalnızca 80 bin kadın girişimci olduğu düşünülünce Türkiye’nin Kadın Girişimci Yarışması salt kadınlara cesaret veren ve girişimci ruhlarını ortaya çıkaran bir platform haline geldi.

DÜNYAYA AÇILAN KADINLAR

Biz başvurulardaki öyküleri okurken, aslında pek çok kadm girişimcinin hikayesinin erkek egemen Türkiye’de birçok erkeği kıskandıracak cinsten takdire şayan olduğunu gördük. Norveç’e balık ağı ihraç eden bir kadın girişimciydi mesela 2008 yılındaki birincimiz.

2011 yılındaki birincimiz ise Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) otomatik yangın, infilak tespit ve söndürme sistemi, personel ısıtıcıları üretiyordu. Geçen yıl ödül verdiğimiz başka bir kadın girişimcimiz ısı yalıtım gibi erkek egemen sektörün önemli tedarikçilerinden biriydi ve en önemlisi sıfırdan başlamıştı işine.

YATAK İHRACATÇISI

Başka bir kadın girişimcimiz ‘Dünyanın en rahat yeri’ sloganıyla 5 kıtada 51 ülkede 500’ün üzerinde noktaya yatak ihraç ediyordu. Kaybolmaya yüz tutmuş Anadolu el sanatlarını yeniden canlandırma hedefiyle yola çıkan bir diğer kadın girişimcimiz ise Anadolu’daki ustaları toplayarak yüzde 100 el işçiliğiyle bambaşka bir alan yarattı ve ürünlerini dünyanın dört bir köşesine göndermeye başladı.

Ankara’da mütevazi bir restoranla girişim dünyasına atılan ve ödül alan başka bir kadın girişimcimiz ise bugün Türkiye’nin en önemli restoran zincirlerinden biri unvanıyla yetinmediği gibi dünyaca ünlü başka bir restoran zincirini de bünyesine katarak dünyanın dört bir köşesine ‘casual’ restoranlar açıyor.

Ödül alan tüm kadın girişimcilerimiz işlerini ve iş modellerini zamanla büyüterek, Türkiye’nin önemli markaları haline gelmeye başladı. Kim bilir belki de Türkiye’nin hedeflediği ’IO yılda 10 dünya markası’ arasında bu girişimler de yer alacak.

SOSYAL GİRİŞİMCİ ARANIYOR

Yıllar içerisinde yarışmamızda bazı rötuşlar yaptık elbette. Kategorilere ‘Yöresinde fark yaratan’, ‘Türkiye’nin gelecek vaat eden’ gibi başlıklar ekleyerek, zenginleştirmeyi hedefledik. Öyle de oldu. Zira bu kategoriler, Anadolu’daki kadın girişimcilerimizin de hikayeleriyle tanışmamızı sağladı.

Bu yıl ise bir yeni kategori başlığı daha açarak, ‘Kadın sosyal giri-şimci’yi de eklemeye karar verdik. ‘Sosyal Girişimler’in, kelebek etkisiyle yaşadığımız coğrafyayı hatta tüm dünyayı değiştirebilecek bir eko sistem yaratabileceği’ gerçeğinden yola çıkarak, bu alanda girişim yapan kadınlarımıza da cesaret vermek istedik.

30 HAZİRANI KAÇIRMAYIN

Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması’na son başvuru tarihi 30 Haziran 2013- Başvurular genel olarak, risk alma, cesaretli olma, etkin müşteri ilişkileri yönetimi, pazarlama faaliyetlerinde farklılaşma, finansal yapı, yöre ekonomisine katkıda bulunarak fark yaratma, çevreye duyarlı olma, sosyal bir soruna yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler getirme gibi kriterlere göre değerlendirilecek. Ödül töreni ise eylül ayında düzenlenecek.

BAŞVURU KRİTERLERİ

Yarışmaya, Türkiye’de yaşayan ve hakim ortak olduğu işletmenin yıllık cirosu 40 milyon TL’nin altında kalan tüm kadın girişimciler, www.kadingirisimciyarismasi.com adresinden başvurabiliyorlar. Geçen yıllarda başvurmuş adaylar da yeniden başvuruda bulunabiliyor. Türkiye’nin Kadın Girişimcisi, 20 bin TL para ödülü ve KAGÎDER’in bir yıllık üyeliği, Gelecek Vaad Eden Kadın Girişimci, Yöresinde Fark Yaratan Kadın Girişimci ve Kadın Sosyal Gi-rişimci’ye, 15 biner TL para ödülü ve KAGİDER’in bir yıllık üyeliği verilecek.

Ayrıca dereceye giren 15 finalist, Garanti Bankası’nın, Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezi işbirliğiyle gerçekleştirdiği, Boğaziçili Kadın Girişimci Geleceği Garanti adlı ücretsiz eğitimlerden faydalanma imkanına sahip olacak.

Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Nafiz Karadere, Garanti Bankası’nın 2006 yılında kadın girişimcileri farklı bir segment olarak ele alan ilk özel banka olduğunu söylüyor. Bu yıl 7’ncisi gerçekleşecek Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması’yla ülke ekonomisinin en önemli oyuncuları arasında yer alan kadın girişimcileri cesaretlendirmeyi hedeflediklerini belirten Karadere, şöyle devam ediyor:

“Kadın girişimcilerimizin başarılarını gündeme taşımayı ve onları desteklemeyi amaçlıyoruz. 2007de, yola çıktığımızda sadece 113 olan başvuru sayısı 2012’de 6 bini aştı. Başarı ve özgüven sahibi bu kadar çok kadın girişimci olmasının, ülke ekonomisi açısından çok önemli olduğuna inanıyoruz. Biz girişimci kadınlarımızın giderek hem daha fazla başarı hem de başarılarını seslendirecek cesaret ve özgüveni kazandığına inanıyoruz. Buradan hareketle, bu yıl da yüksek sayıda başvuru bekliyoruz. Kadın girişimcilerimizi, her şeyden önce kendilerine olan inançlarını daha da güçlendirmeleri için yarışmaya davet ediyoruz.”

2007 Brincisi
5 KITADA 51 ÜLKEDE
Berna İlter / Brn. Uluslararası Danış ve Dış Tic.Ltd Şti

Kayseri’de kurulu BRN Yatak, ihracata yönelik faaliyet gösterirken 2012 yılı sonunda Türkiye pazarına girmeye karar verdi. Ankara Armada’da açtığı 256 metrekarelik ilk show
roomdan sonra İstanbul’a yönelen BRN Yatak, Capacity, Arenapark ve Brandium’da showroomlar açtı. BRN Yatak’ın genel müdürü Berna İlter, “Ürünlerimiz 5 kıtada 51 ülkede 500’ün üzerinde noktada satılıyor. Her ülkede o ülkenin uyku kültürüne uygun üretim yapıyoruz. Avrupa’nın birçok ülkesinde en çok tanınan yatak firmasıyız” diyor.

2008 Brincisi
ATTIĞI AĞLAR FABRİKAYA DÖNÜŞTÜ
Emel Aksoy Gündemir / Emel Balık ve Balık Ağı Ltd. Şti

İzmirli girişimci Emel Aksoy Gündemir’in denize attığı ağlar, bugün büyük bir işe dönüşmüş durumda. Ortaokul yıllarında, balık çiftliklerinde ağ örerek ailesinin geçimine katkıda bulunan Gündemir, bugün kendi fabrikasında balık ağı üretimi yapıyor. Yarışmayı kazandığı yıl 70 tonluk yıllık üretimini bugün 140 tona ulaştıran Gündemir, 1 milyon dolarlık cirosunu iki katına, 18 kişilik istihdamını ise 37 kişiye ulaştırdı. Gündemir, İzmir Ayrancılar Bölgesi’ndeki 1.5 milyon Euro’luk yeni tesis yatırımıyla üretimini artıracak.

2009 Birincisi
EL SANATINI DEĞERE DÖNÜŞTÜRDÜ
Ebru Çerezci Hiref Tasarım

Ebru Çerezci, Anadolulu ustaların elinden çıkan, tarihi ve kültürel değeri olan ve Türkiye’de üretilen masa üstü aksesuarları ve objelerine odaklı Hiref markasını yarattı. Çerezci, bugün başta Ortadoğu ülkeleri olmak üzere Türki Cumhuriyetlere ve ABD’ye ihracat yapıyor. Yarışmayı kazandığı yıl 350 ustayla çalışan Çerezci, bugün bu sayıyı 600 ustaya ulaştırdı. İstanbul’da üç olmak üzere Ankara, Bodrum ve Katar’da mağazaları bulunan Hiref, bu yıl içinde iki yeni mağaza daha açacak. Hiref, mücevher tasarımı da yapmaya başladı.

2010 Birincisi
RESTORAN KRALİÇESİ
Gamze Hatice Cizreli Bigchefs

Gamze Cizreli’nin sıfırdan yarattığı marka Bigchefs, restoran sektörünün en önemli oyuncularından biri haline geldi. Bugün 16 şubeyle hizmet veriyor.

İstanbul’a 2, İzmir’e 1 şube açmaya ve Bursa ile Adana’ya da franchising vermeye hazırlanan Gamze Cizreli, 8 milyon TL’lik yatırım planlıyor. Binin üzerinde kişiye istihdam sağlayan Bigchefs’in yurt dışı planları arasında Körfez ülkeleri, Azerbaycan ve Rusya bulunuyor. Cizreli’nin hayali, Bigchefs bayrağını New York’ta dalgalandırmak.

Bu yılın başında Tokyo, Toronto, Roma, Londra, New York gibi lokasyonlarda hizmet veren İtalyan ‘Obika Mozzarella Bar’ markasının çoğunluk hissesini de alan Bigchefs, bu konseptle İstanbul Kanyon AVM’de hizmet veriyor. Bigchefs’in hedefi 2012’de 51 milyon TL olan cirosunu bu yıl 77 milyon TL\e ulaştırmak.

2011 Birincisi
SAVUNMA SANAYİ ONDAN SORULUYOR
Zeynep Rüstemoğlu Forum Mühendislik

Ankara merkezli Forum Mühendislik’in sahibi Zeynep Rüstemoğlu, ağırlıklı olarak erkeklerin çalıştığı savunma sanayisine ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne otomatik yangın infilak tespit ve söndürme sistemi, personel ısıtıcıları üretiyor. Forum Dizayn Araştırma Geliştirme adında yeni bir şirket kuran Rüstemoğlu, tüm Ar-Ge çalışmalarını bu şirketten yürütüyor. 2011 yılında 7 milyon dolar olan cirosunu 2012 yılında 11 milyon dolara ulaştıran kadın girişimci, bugün Rusya dahil olmak üzere beş ülkeye ihracat yapıyor. Rüstemoğlu, askeri yangın söndürme sistemlerini BMC, Karsan, Van gibi otobüslere de vermeye başladı.

2012 Birincisi
YALITIM SEKTÖRÜNÜN ÜRETİCİSİ
Nurcan Özdemir EPSA Yalıtım Ambalaj Yapı Kimyasalları

Ardahanh 7 çocuklu bir ailenin çocuğu olan Nurcan Özdemir, ileride başarı göstereceği sektöre, 1992 yılında havalandırma ve yalıtım işi yapan küçük bir dükkânda sekreterlik yaparak başladı.

Yalıtım ve ambalaj ürünlerine yönelik olarak EPSA Yalıtım Ambalaj Yapı Kimyasalları’nı kuran Özdemir, bulunduğu sektör içerisinde fırsatlarını kendisi yaratan ve yakaladığı başarı ile tüm kadınlara cesaret kaynağı olabilecek bir kadın girişimci. Pazar büyümesine paralel istihdamı da büyüten Özdemir, 2011 yılında 42 kişi olan istihdamını, bu yıl sonunda 85 kişiye ulaştırmayı hedefliyor.

Burcu Tuvay / Ekonomist

Geleceğin Gözde Mesleği; EĞİTİM KOÇLUĞU

images (4)

Hızla gelişen ve değişen günümüz dünyasında eğitim sektörü de bu değişime hızla ayak uyduruyor. Yeni eğitim anlayışı olarak farklı eğitim modelleri uygulanmaya ve sisteme adapte edilmeye çalışıyor. Ne öğretiriz? Sorusundan fazla Nasıl öğretiriz? Sorusuna akıllı ve uygulanabilir cevaplar arayan eğitim camiası her geçen gün yeni bir uygulama ile biraz daha değişiyor. Eğitim koçluğu ve öğrenci koçluğu ise öğrenci ve öğretmenlere farkındalık kazandırmak için başarı ile uygulanan yöntemler arasında yer alıyor. Günümüzde ebeveynlerin çocuk eğitimi ve çocuk yetiştirme konusunda işleri hem çok zor hem de çok kolay. Ebeveynlerin işlerinin zor olmasının sebebi; çocukların çevrelerinde bulunan pek çok uyarıcıya maruz kalması, hızla gelişen ve değişen teknolojinin yarattığı olumsuz etkiler, değişen çevre koşulları. Ebeveynlerin işlerinin kolay olmasının sebebi ise; gelişen ve değişen teknolojiye uyum sağlayan eğitim sistemi, teknolojinin eğitim sistemine olumlu katkıları, çevrede bulunan uyarıcı zenginliğinin çocukların gelişmesine anlamlı bir katkı sunması, eğitimcilerin bilinçlenmesi, çocukları merkeze alan eğitim yaklaşımları. Çocuğunuza ders çalış demekten sıkıldıysanız, çocuğunuzu bilgisayarın başından veya televizyonun karşısından kaldıramıyorsanız, çocuğunuz derslere karşı yeteri kadar ilgili değilse hemen karamsarlığa kapılmayın. Tüm bu sorunları uzman eğitim kadroları ile profesyonel olarak çözen kurumlar var.

logo

Tuna Bireysel Gelişim ve Kariyer Planlama Merkezi de bu eğitim kurumlarından bir tanesi. Öğrenci, öğretmen hatta tüm insanlarda bir farkındalık yaratmak için çalışan, bilgi ve deneyimlerini paylaşan, uluslararası standartlarda koçluk hizmetleri ve eğitim programları sunan Tuna Bireysel Gelişim ve Kariyer Planlama Merkezi öğretme ve öğrenme işini son derece ciddiye almakta, öğretme ve öğrenme işini nasıl daha iyi yaparız? Sorularına mantıklı, akılcı, kalıcı, ekonomik, hızlı ve uygulanabilir çözümler aramaktadır. Öğretmenlere yönelik öğrenci koçluğu ve öğrencilere yönelik öğrenci koçluğu hizmetleri veren Tuna Bireysel Gelişim ve Kariyer Planlama Merkezi’ nin eğitimler sonunda verdikleri sertifikalar uluslararası geçerlilik özelliğine sahiptir. Kendi yaşamınıza ve başkalarının yaşamlarına güzel dokunuşlar yaparak yön vermek istiyorsanız Tuna Bireysel Gelişim ve Kariyer Planlama Merkezi’ ne ulaşın. Tuna Bireysel Gelişim ve Kariyer Planlama Merkezi hakkında detaylı bilgi almak için lütfen buraya tıklayınız.

Dukan Diyeti Nedir? Nasıl Uygulanır? Faydaları ve Zararları Nelerdir?

indir

İlk kez Pierre Dukan isimli bir Fransız doktor tarafından geliştirilen Dukan Diyeti günümüzde tüm dünyada yaygın olarak uygulanmaktadır. Aslen meslek hayatına nörolojist olarak başlamış olan Pierre Dukan, daha sonra 40 bin kadar hastası üzerinde uyguladığı ve kendi adı ile anılan Dukan Diyeti’ ni geliştirerek, uzmanlık alanını beslenme ve diyetisyenlik olarak değiştirmiştir. Dukan Diyeti Programını ilk kez kitap haline getirerek 2000 yılında yayınlamış ve kitabın dağıtım başarısı sayesinde diyet konusunda adeta dünya çapında tanınan bir marka yaratmıştır. Tüm dünyada yaygın bir şekilde uygulanarak büyük başarı elde eden Dukan Diyeti, kurduğu internet mağazası ve danışma sitesiyle program ağını genişletmiştir ve ayrıca bu yolla daha yaygın bir kitleye ulaşma fırsatı da doğmuştur. Diyet konusuna beslenme alışkanlıklarının bilinçlendirilmesi, sağlıklı ve kaliteli bir yaşam kazanılması yönünde farklı bir bakış açısı kazandırmıştır. Dukan Diyeti’ nin ana ilkesi yüksek protein alarak, yağ ve karbonhidratı en düşük seviyede tüketmeye dayalıdır. Diyet programını uygulamak isteyen hastalara 100 ayrı yiyecekten oluşan bir liste sunularak, sadece bu listeden seçtikleri yiyecekleri istedikleri miktarda yemeleri tavsiye edilmektedir. Dukan Diyeti’ nin amacı asla hızlı kilo kaybı olmayıp, fazla kiloların yavaş bir şekilde verilirken gerçekleşen kilo kaybının kalıcı olması hedeflenmektedir. 4 ayrı aşamaya bölünmüş olan Dukan Diyet Programı’ nda, her bir aşama kendi içinde farklı gıdaların ve sıvının tüketilmesi ile gerekli egzersizlerin kombinasyonuna dayalı olarak oluşturulmuştur. 4. Aşamaya kadarki aşamalarda amaç hedeflenen kiloya ulaşmak olup en son aşamada ise gelecekte sağlıklı yaşam tarzını sürdürebilmek için uygulanması gereken alışkanlıklar düzenlenmiştir. Dukan Diyet Programı’ nın aşamalarını tek tek inceleyecek olursak, programın içeriğini daha kolay anlayabiliriz;

dukan-diyeti-asamalari

  1. ATAK: Birinci aşama olan ve ‘’Atak‘’ olarak adlandırılan bu aşamada yoğun bir protein programı uygulanmaktadır. Atak aşamasında, diyet programını uygulayan kişiler yumurta, balık, tavuk, yağsız kırmızı et gibi yüksek protein içeren 68 farklı gıda arasından seçtikleri gıdaları yerler. Bu listeye ek olarak Dukan Diyeti’ ni uygulayan hastalar günlük 1,5 yemek kaşığı yulaf kepeği ile minimum 1,5 litre su tüketmelidirler. Yulaf kepeğinin burada önemli olmasının sebebi, bu gıdanın tok tutma özelliğinin yüksek oluşunun yanısıra lifli bir yapıya sahip olmasıdır. Bu aşama süresince diyet yapan kişinin aldığı tek karbonhidrat içeren besinyulaf kepeğidir. Atak Aşama’ sında beslenme planına uyulmasının yanında, ayrıca diyet programını uygulayan kişinin günlük olarak en az 20 dakikalık yürüyüşler yapması öngörülmüştür. Atak Aşaması 5 ila 10 gün arasında sonlandırılır ve bu aşamada ortalama kilo kaybı 4 – 7 kilo arasında gerçekleşir.
  2. SEYİR: Dukan Diyeti’ nde Seyir olarak adlandırılan 2. Aşama hastaların en çok kilo kaybettikleri dönemdir. Yine bu aşamada 100 ayrı gıda içeren listeye ayrıca 32 çeşit sebze ilave edilir. Ancak Dukan Diyet Programında vücuda girmesi kesinlikle yasaklanan karbonhidrat içeren patates gibi sebzeler bu listeye dahil edilmemektedir. Atak aşamasında da tüketilen yulaf ezmesi ve su Seyir Aşaması’ nda da aynı miktarlarda tüketilmelidir. Bir başka önemli konu ise diyeti uygulayan kişi, tüketeceği gıdaları belli bir düzende dönüşümlü olarak seçmelidir. Diğer bir şekilde açıklamak gerekirse bir gün sırf protein ağırlıklı olarak beslenirken, takip eden gün protein artı sebzeyi birlikte tüketmelidir. Bu aşamada günlük yürüyüş süresi de artarak 30 dakikaya çıkarılmıştır. Seyir aşamasının süresi hastanın istenilen kiloya ulaşmasına kadar sürdürülür. Dukan Diyeti’ nin bu 2. Aşamasında ortalama olarak 1 kilo vermek için 3 gün süresince programın uygulanması gerekmektedir.
  3. PEKİŞTİRME: Pekiştirme aşaması, diyet programını uygulayanların kaybettikleri kiloları geri almamaları için koruma programı olarak oluşturulmuştur. Artık bu aşamada kişiler diyeti yaşam tarzı olarak benimsemek üzere yönlendirilip gerekli uygulamalar kendilerine öğretilmektedir. Pekiştirme aşamasında da diyet uygulayanlar diğer aşamada yaptıkları gibi günlük olarak diledikleri oranda protein, sebze, yulaf kepeği ve suyu beraber tüketebilirler. Bu gıdaların yanısıra Pekiştirme Aşaması’ nda bazı yasak olan yiyeceklerin de tüketilmesine izin verilir. Bu gıdalara örnek olarak meyve, ekmek ve türevleri, peynir gibi maddeleri verebiliriz. Bunun yanısıra hastalara teşvik veya ödül kapsamında haftada 1 veya 2 kez istediklerini yiyebilecekleri öğünlere izin verilir. Pekiştirme Aşaması’ nda diyet uygulayan kişi mutlaka haftanın 1 günü sadece protein ağırlıklı olarak beslenmelidir ve bu işlemi her hafta aynı gün olarak tekrar etmelidir. Egzersiz olarak yine günlük en az 25 dakikalık yürüyüşler öngörülmüştür. Bu aşamanın süresi, Seyir Aşaması süresince kaybedilen her bir kilo için 10 gün olarak hesaplanır. Örneğin hasta Seyir Aşaması’ nda 10 kilo verdiyse, Pekiştirme Süresi 10 x 10 = 100 gün olmalıdır.
  4. KORUMA VE SABİTLEME: Dukan diyetinin son aşaması olan Koruma ve Sabitleme Aşaması, artık diyetten ziyade hastanın hedef kiloya ulaştıktan sonraki yaşam tarzını düzenleyip, günlük hayatının içinde rutin olarak uygulaması gereken belli başlı önemli kuralların oluşturulduğu aşamadır. Hastalar ilk 3 aşamadaki kesin yöntemleri uyguladıktan ve olumlu neticeler aldıktan sonra, tüm bu süreçlerin devamında ideal kilolarını ve kavuştukları sağlıklarını ömür boyu koruyabilmeleri için sağlıklı beslenmeyi bu aşamada öğrenip hayat tarzı olarak benimserler. Hastalar belli kurallar içeren rutin yemek düzenlerini Koruma ve Sabitleme Aşaması’ nda oluştururlar. Bu aşamada hastalara önerilen uygulamalara bakarsak;
  • Bu aşamayı uygulayan kişi haftanın 1 gününü sadece protein ağırlıklı beslenerek geçirecektir. Bu özel gün Perşembe günü olarak sabitlenmiştir. Diğer günler istenilen gıdaların yenmesi serbesttir.
  • Günlük olarak mutlaka yulaf kepeği yemeye devam edilmelidir. Bunun ölçüsü 3 yemek kaşığı olmalıdır.
  • Dukan Diyeti ile kilo vermiş ve yine yaşam tarzını Dukan Prensipleri’ ne göre düzenlemiş olan kişiler kendilerine  hareket sağlayacak her türlü fırsatı değerlendirmelidir. Örneğin asansör yerine mutlaka merdiven kullanılmalıdır.
  • Tüm aşamalarda uygulanan yürüyüş ve ek egzersizlere günlük olarak devam edilmelidir.

dukan-diyeti-nedir-650x400

DUKAN DİYETİ KAPSAMINDA TÜKETİLMESİ ÖNERİLEN GIDALAR: Kırmızı et, her türlü sakatat, balık ve diğer deniz ürünleri, beyaz et ( tavuk, hindi, ördek, kaz gibi kümes hayvanları ), yağsız sucuk, salam, pastırma gibi şarküteri ürünleri, sebze ( karbonhidrat içeren patates gibi sebzeler hariç olmak üzere ), yulaf kepeği.

Dukan Diyeti’ ni diğer diyet türleriyle karşılaştırmak istersek, en yakın örnek olarak Atkins Diyeti’ ni ele alabiliriz, çünkü Atkins Diyeti de yöntem olarak yüksek protein, düşük karbonhidrat tüketimini benimsemektedir. Yöntemleri temelde aynı esasa dayandırılmış olsa da Atkins ve Dukan Diyetleri arasında çok önemli farklar vardır. Bu farkları incelemek istersek;

  • Dukan Diyeti’ nde kalori hesabı uygulanmaz.
  • Dukan Diyeti çok düşük yağ tüketimine dayanır.
  • Dukan Diyeti’ nde önerilen 100 farklı ürün çeşidinin tümü doğal ürünlerdir.
  • Dukan Diyeti’ nin en önemli özelliklerinden biri, diyet kapsamında alınmasına izin verilen gıdaların tüketim miktarlarında bir sınır yoktur.

Dukan Diyeti’ nin faydalı yönlerini incelersek;

  • Dukan Diyeti listesinde yer alan gıdalar yağsız et ürünleri ve faydalı sebzeleri içerdiği için bu diyet sağlıklı bir beslenme sunar.
  • Diyet listesindeki gıdalar sayesinde vücuda giren yağ oranı çok düşüktür.
  • Vücudumuz için çok gerekli bir madde olan suyun bolca tüketimini esas alır.
  • Dukan Diyeti, diyeti uygulayan kişilere mutlaka çeşitli multivitaminlerin alınmasını önerir.
  • Diyetin ana unsurlarından biri olan günlük yürüyüş ve spor aktivitelerine alışkanlık kazandırır ve bu alışkanlığı kişinin yaşam biçimine  dönüştürür.
  • Dukan Diyeti’ nin diyet programı ile birlikte uygulanmasını istediği egzersiz programı sayesinde obezite, kalp problemleri, hipertansiyon gibi bir çok sağlık sorunları henüz ortaya çıkmadan veya başlangıç aşamasında iken önüne geçilmiş olur.
  • Dukan Diyeti’ ni uygulayan kişiler diğer diyetlere göre çok daha hızlı kilo verirler ve neticeye hızlı bir şekilde ulaşmak diyeti uygulayan kişileri motive ederek, diyet disiplinine uymalarını kolaylaştırır.
  • Dukan Diyeti’ nin ana amacı insanlara vücuda faydalı beslenme şekillerini benimseterek, kuvvetli ve sağlıklı yani kaliteli yaşam tarzına ulaştırmaktır.

Faydalı yönlerini inceledikten sonra, Dukan Diyeti’ nin sakıncalı bulunan yönlerini de incelemek gerekir;

  • Dukan Diyeti’ nin önerdiği ve 100 ayrı üründen oluşan listede insan vücudunun ihtiyaç duyduğu meyve, tahıl ve vücuda belli oranlarda faydalı olan yağlar gibi bazı gıdalar yer almamaktadır.
  • Dukan diyeti sayesinde hedeflenen kiloya diğer diyet programlarına kıyasla daha çabuk ulaşmak mümkünse de, hızlı kilo kaybı vücutta bazı sağlık sorunlarını da beraberinde getirebilir. Örneğin bu diyet programını uygulayan bazı kişilerde safra kesesi sorunları yaşanmaktadır.
  • Dukan Diyeti’ nin ilk iki başlangıç aşaması olan Atak ve Seyir Aşamaları’ nda hızla meydana gelen kilo kayıplarında daha çok kas ve su kaybı yaşanmakta olup, ilk aşamada vücuttaki yağlar erimez.
  • Dukan Diyet Programı’ nın belirlemiş olduğu beslenme yöntemleri diyeti ugulayanlarda kabızlığa sebep olabilmektedir.
  • Dukan Diyeti’ nin uzun süre uygulanması ağız kuruluğuna ve nefeste kötü kokulara sebep olabilmektedir.
  • Diyet programı dahilinde uzun süre karbonhidrat alınamaması, vücutta karbonhidrat eksikliğine bağlantılı olarak enerji kaybına sebep olur ve diyet uygulayan kişide yorgunluk hissi yoğunlaşır.
  • Dukan Diyeti’ nde kişinin yiyebileceği en fazla ölçüler belirtilmemiştir. Bunun kontrolü yapılmamaktadır ve uzun süreli uygulamalarda ölçüsüz alınan bazı maddeler sağlık sorunlarına sebep olabilir.
  • Dukan Diyeti’ nin ilk aşamalarında beslenme programları gerekli vitaminlerle ve lifli yiyeceklerle desteklenmediğinden, diyet süresince ve sonrasında kalp sorunları yaşanabilmektedir.
  • Diyet programının içerdiği gıda listesinin daha çok et ürünlerine dayalı olması sebebiyle, uygulamada diyet yapanlar için maliyeti yüksek bir diyet olmaktadır.
  • Dukan Diyeti’ nin proteine dayalı bir diyet olması sebebiyle vücudun sürekli proteine maruz kalması bazı organlarda sorun yaratabilir. Örnek vermek gerekirse özellikle karaciğer ve böbrekler bu konuda en hızlı tepki veren organlardır. Bu yüzden bazı hastalarda önemli sağlık sorunlarıyla karşılaşılmaktadır.
  • Dukan Diyeti’ nin en son aşaması olan Koruma ve Sabitleme Aşaması’ nda öngörülen beslenme düzeni; diyet yapan kişinin haftanın altı günü her istediği gıdayla beslenirken, yalnızca haftanın bir günü sadece protein ağırlıklı beslenmesinin izin verildiği bir programa dayanmaktadır. Tabi bu beslenme yöntemi mutlaka yoğun egzersizle desteklenmelidir. Ancak pek çok diyet konusunda uzman doktorlar, Dukan Diyeti’ nin bu uygulamasının yerinde olmadığı görüşündedir. Çünkü savundukları iddia, bir kişinin haftanın altı gününü yoğun bir şekilde beslenerek geçirmesi, sadece haftanın bir günü protein diyetini uygulamasıyla dengede tutulamaz. Bu kişi spor dahi yapsa yine de kilo alması kaçınılmazdır. Bu görüşü savunan kişilere göre diğer 6 gün için de mutlaka belirlenmiş ölçü ve gıda çeşitleri sınırlaması yapılmalıdır. Her bir gün için besin önerileri ayrı ayrı, farklı alternatifler sunularak planlanmalıdır.
  • Siz de Dukan Diyeti yaptıysanız, yapmayı düşünüyorsanız, yakın çevrenizde yapan kişiler varsa lütfen bu konudaki görüş ve önerilerinizi bizlerle paylaşın. Yorum yazmak için aşağıda bulunan yorum bölümünü kullanabilirsiniz.

CEO’ ları Başarısız Kılan Nedenler

indir

CEO’ lar şirketlerin tüm işlerini ve yatırımlarını planlayan, alınan kararların yürütülmesinden sorumlu olan, yani kısaca bir şirketin başarıları veya başarısızlıklarından mesul olan en üst düzeydeki yöneticiler olup ekonomi dünyasında aktif rol alan kimselerdir. Ceo ingilizce açılımı; Chief Executive Officer dir. Türkçe ise baş yönetici demektir. Şirketin tüm sorumluluğunu yüklenen kişidir. Görevinin ağırlığı doğrultusunda son derece uçuk maaşlar alan CEO lar için hayat hem çok kolay hem de çoğu zaman zordur.  Aldıkları kararlarla ve ekonomi piyasalarında yaptıkları açıklamalarla basın ve medyanın da ilgi odağı olmuşlardır. 90’ lı yıllara kadar bu gidişat böyle devam ettiğinden CEO’ lar, bu parlak ve saygın görevi ancak sağlık nedenleriyle veya emeklilik sebebiyle bırakır hale gelmişlerdir.

Bu görev son yıllarda ekonomide global belirsizliklerin artması ve üst üste yaşanan ekonomik krizler sebebiyle cazip bir pozisyon olmaktan çıkmıştır; çünkü CEO konumundaki kişilerin taşıdığı sorumluluğun ağırlığı altında ezilmesi söz konusu olmuştur. Zamanla ekonomideki belirsizliklere şirket ortaklarının ve yönetim kadrolarındaki kişilerin şirketin elde edeceği karları en kısa zamanda en üst seviyeye çıkarma hırsları da eklenince çalışanların işlerine son verilmeye başlanmış ve böylece şirket yönetim kadroları zayıflamıştır. En sonunda kemer sıkma politikaları çerçevesinde yönetici yetiştirme projelerinden vazgeçilmiş ve görevinden ayrılan yöneticilerin boşlukları dolduracak, alanında tecrübeli ve yetenekli kişiler yetiştirilememiştir. Bunun sonucu olarak ortaya çıkan en son çareye göre, şirketlere dışarıdan CEO işe alınması yoluna başvurulmuştur. Ancak bu yöntemde eski yöneticilerin yerine getirilen yeni CEO’ lar, şirketin kökenini bilmeksizin ve şirket çalışanlarını tanımaksızın göreve başlamak zorunda kalmışlardır. Tüm bu olumsuzluklara ilave olarak teknoloji çağının doğurduğu gelişmeler geleceğe ilişkin öngörüleri azaltmaya devam etmiş ve piyasanın belirsizliğini artırmıştır. Adeta bir kısır döngüyü andıracak şekilde süregelen bu belirsizlik ortamı, yöneticileri daha temkinli ve pasif davranmaya sevk etmiştir. Bunun en güzel örneklerinden biri, Kodak şirketinde uygulanmayı bekleyen dijital fotoğrafçılığa dair önemli bir projenin, yöneticilerin çekingenliği sebebiyle hayata geçirilememiş olmasıdır.

Açıklanan gergin ortamda birtakım CEO’ lar rakip şirketlerdeki yöneticileri ve piyasanın zorlu koşullarını azımsayarak her türlü engeli aşabilecek formüllere sahip olduklarını düşünmüşlerdir. Söz konusu yöneticilerin üzerindeki kısa vadede maksimum kar getirme yönündeki beklentilerin oluşturduğu baskı, onları illegal yöntemlere başvurmak fikrine yakınlaştırmıştır. 2000’ li yılların başında Enron ile Wordcom gibi birtakım büyük şirketlerin yönetim kadrolarındaki kişilerin işledikleri yolsuzluk fiillerinden ötürü iflasa sürüklenmesi de bu anlamda önemli bir göstergedir. Geçtiğimiz 2012 yılında gündeme gelen Libor skandalı, İngiliz Barclays Bank’ in CEO’su konumundaki Robert Diamond’ ın istifasına sebep olunca, en risk içermeyen kararların verilmeye çalışıldığı finans piyasalarında dahi CEO konumunda olmanın getirdiği ağır sorumluluk, yöneticilerin bu pozisyona karşı isteksizliklerini daha da ileriye taşıdı. Her ne kadar yirmi yıllık süreçte yaşanan olaylar CEO kavramına bakış açısını değiştirmiş olsa da ileriki senelerde bu olumsuzlukları sindirmiş ve tecrübelerine kaynak sağlamış olan üst düzey yöneticilere gereksinim artacaktır. Verdikleri kararlar tüm dünyada yankı uyandırabilecek nitelikteki CEO’ ların bu önemli sorumluklarının bilincinde olmaları hem kendi şirketlerine hem de topluma fayda sağlayacaktır, aksi halde ellerindeki kuvvetle içinde bulundukları sektörün imparatoru rolünü oynamaları tehlikeli sonuçlar doğuracaktır. CEO’ lar kendi ekiplerini kurmak zorundadırlar. Bu şekilde beyin fırtınası denen kavramı hayata geçirip çözümlere ve yeniliklere daha kolay ulaşabilirler. Gelecekte üstün başarılara imza atmak isteyen bir üst düzey yönetici çalışanlarıyla olduğu kadar rakipleriyle de uyum içinde ve saygı sınırları çerçevesinde çalışırken, aynı zamanda yenilikleri ve marketteki talep hareketlerini de yakından takip etmelidir.

 

CEO’ LARI ZAYIF KILAN YANLIŞLARI

Üst düzey yönetim kadrolarında bulunan ve tecrübeleri, bilgileri ve çalışkanlıklarıyla öne çıkan yöneticilerin genellikle elde ettikleri başarılar sonucu yanlış kararlar aldığı görülmektedir. Özellikle şirketlerin ekonomik belirsizlikler ortamında CEO gibi yöneticileri kendilerinin kurtarıcısı pozisyonuna getirmeleri, şirketler aleyhine birtakım sonuçlar doğurmaktadır. Buna sebebiyet veren CEO’ ların zayıf yönlerini ele alacak olursak:

  • CEO’ ların üst düzey konumundaki kişiler olarak kendilerinin her şeyi en iyi bildiklerini düşünerek herkesi kendileri karşısında haksız görmeleri, onları zayıf kılan yanlarından birisidir.
  • CEO’ ların çalıştıkları şirketlerin lehine olarak elde ettikleri başarılar sonucunda kendilerini şirketlerin de üzerinde bir konumda görerek artık şirket başarısı için değil, kendi egolarını tatmin etmek için çalışmaları, şirketlerin zararına sonuçlar doğurmaktadır.
  • CEO’ lar zaman zaman geçmişteki başarılarının etkisinde kalarak kendilerine aşırı bir güven duyarlar ve kendi yöntemlerinin en iyi olduğunu düşünerek yeniliklere daha kapalı bir bakış açısını benimserler.
  • Fazla tedbirli bir tutum da CEO’ ların başarısını kötü anlamda etkileyen bir faktör olarak karşımıza çıkabilir. Özellikle ivedilikle karar alınmasını gerektiren durumlarda risk almaktan kaçınıp ihtiyatlı davranan yöneticiler, istemedikleri şekilde birtakım imkanları zamanında kullanamayabilmektedir.
  • Eleştiriye kapalılık, CEO’ ların en zayıf yanlarından biri haline gelebilmektedir. Genel olarak bakıldığında, üst düzey konumundaki yöneticiler, çevrelerinde kendi fikirlerini paylaşmayıp görüşlerine muhalif kalarak aksi görüşlerini bildiren kişileri etraflarında görmek istememekte ve onları çevrelerinden uzaklaştırmaktadırlar. Bunun sonucu olarak ise, şirkette aslında olumsuz neticeler doğurabilecek birtakım gelişmeler CEO’ lar tarafından kolaylıkla algılanamaz hale gelmektedir.
  • Rekabetin yoğun olduğu piyasalarda önemli pazar etkisine sahip şirketlerin üst düzey konumunda yer alan CEO’ lar zaman zaman marjinal olarak adlandırabileceğimiz yöntemlere başvurarak rakiplerinden aslında çok farklı olduklarını ispatlamaya çalışmaktadırlar. Ancak bu durum, olumlu sonuç doğuramadığı zamanlarda kaynakların boşa harcanmasına sebep olmaktadır ki bu durum şirketin oldukça aleyhinedir.
  • Özellikle daha dar bakış açısına sahip CEO’ ların en zayıf noktalarından biri, küçük problemler üzerine gereğinden fazla yoğunlaşarak bütünü görememeleri ve dolayısıyla daha önemli sorunlar üzerinde odaklanamamalarıdır. Böylesine bir tutum, büyük meseleleri de çözümsüz bırakmaktadır.
  • Şirketlerin kilit noktasını teşkil edecek kadar önemli pozisyonlara sahip olan CEO’lar, elbette şirketler için ifade ettikleri önem sebebiyle görevden alınmaları ihtimaline karşı yüksek miktardaki tazminat taahhütleri ile koruma altına alınmaktadırlar. Bu durum özellikle CEO’ ları şirketlerdeki işin başına geçmeye ikna etmede mühim bir etkiye sahiptir. Sonuçta yukarıda açıkladığımız üzere, CEO’ ların yapacakları tek bir hata dahi çok büyük sorumluluklar doğurur. Tecrübeli, bilgili ve öngörü sahibi değerli yönetici kişilerin bu görevi üstlenmelerini sağlamak için, şirketler CEO’ larla yaptıkları sözleşmelerde bu tür tazminat maddeleri getirerek bir yerde onların risklerini azaltmaktadır. Ancak bu durum, gerçekten işinin ehli olan kişileri göreve getirme konusunda başarılı bir sonuç doğursa da, nihayetinde sağladığı aşırı güvence sebebiyle yöneticilerin bir rehavete kapılmasına da sebebiyet vermektedir. Motivasyonları bu şekilde azalan CEO’ ların beklenen başarıyı gösterme ihtimalleri de doğal olarak düşmektedir.

Kendi İşini Kurmak İsteyenlere Tüyolar

indirGirişimcilik fikri rüyalarınızı mı süslüyor? Kendi işinizin, kendi geleceğinizin patronu olmayı mı hayal ediyorsunuz? Bunu gerçekleştirmek kolay mı? Hayır pek kolay değil. Yoğun bir emek harcamak gerekiyor mu? Evet önemli bir çaba gerektiriyor. İşe başlamadan önce yüklü bir finansmana ve iyi bir eğitim almış olmaya ihtiyacınız var. Aslında uygulanabilirlik bakımından öne sürdüğümüz bu koşullar olmazsa olmaz koşullar değil. Kendi işinin patronu olmak, kendi işini kurmak, dilediği işi yapmak gerçekleştirilebilir ve ulaşılabilir hayaller. Peki bu amaca ulaşabilmek için neler yapmalısınız? Hangi yöntemleri uygulamalısınız? Düşünmek, tasarlamak, projelendirmek! Kendi işini kurma fikri yeni bir değil. Sizden önce pek çok kişi kendi işini kurmayı denedi ve pek çok kişi bu konuda başarılı da oldu. Biz, sizler için aşağıda sırasıyla izlenmesi gereken metotları listeledik. Eğer hazır iseniz gelin birlikte dikkatlice inceleyelim.

İş Kurarken Takip Edilmesi Gereken Yol

  1. Bir düşünce geliştirin. Gerek ürün gerekse hizmet olarak sınırsız sayıda konu tüm çevremizi kaplamış durumda. Yapmamız gereken şey; insanların hangi hizmet veya ürüne ihtiyaç duyduklarına odaklanarak iyi bir gözlem yapmak. Hatta bazen insanlar bu ihtiyaçlarının farkında da olmayabilirler. Belki siz yeni bir ürün veya hizmet geliştirerek piyasaya sunabilirsiniz. Bu aşamada diğer yaratıcı fikirlere de açık olmakta son derece fayda var. Burada hedef; bizim için en uygun iş fikrini bulmaktır. Fikirler nicelik açısından değil nitelik açısından ele alınmalıdır. Önemli olan fikirlerin çokluğu değil, fikirlerin işe yararlığıdır.
  2. Kurmak istediğiniz iş için iyi ve motive olabileceğiniz bir isim seçin. Henüz hangi işi yapacağınıza karar vermediğiniz halde hoşunuza giden bir isim seçebilirsiniz. Bu sizi motive edecektir hatta işin şekillenmesinde bile etkili olabilir. İşin başlangıç aşamasında bu konu ile fazla vakit kaybetmemek için projeler geliştirirken aklınıza takılan ve kulağa hoş gelen isimleri daha sonra değerlendirmek üzere ajandanıza kaydedin.
  3. Hedeflerinizi netleştirin. Pek çok hedefiniz olabilir ancak işin başında sizin için öncelikli olan hedeflerinizi belirlemenizde fayda var. Sizin için öncelikli olan finansal açıdan bağımsız olmak ve ürettiğiniz ürünü piyasada iyi bir fiyata satabilmek gibi ekonomi tabanlı hedefler mi yoksa size mutluluk verecek, severek yapacağınız ve devamlılığı olan bir iş sahibi olmak gibi manevi yönü kuvvetli olan hedefler mi? Önce hedefinizi ve önceliğinizi belirlemeli ve bu ikisinin ne kadar örtüştüğüne dikkat etmelisiniz.
  4. Ekibinizi kurun. İşinizi kurup yalnız mı devam edeceksiniz yoksa sizinle birlikte çalışmasını istediğiniz ekip arkadaşlarınız olacak mı? Günümüzde başarılı olmuş bazı ortaklıkları gözönüne alırsak, doğru çalışma arkadaşlarıyla çok daha fazla üretken olup ciddi başarılara imza atılabileceğini de görmüş oluruz. Steve Jobs ve Steve Wozniak örneğinde olduğu gibi, bu ortaklık her iki tarafa da çok büyük yararlar sağladı. Her iki ortağa da çok büyük bir servet ve ün getirdi. Laryy Page ve Sergey Brin ikilisi, Bill Gates ve Paul Allen ikilisi, John Lennon be Paul McCartney ikilisi ilk aklımıza gelen başarılı örneklerden sadece bir kaçı…Tabi her zaman her ortaklık böyle başarı hikayeleriyle dolu olacak diye bir kural yok ama bu konuda ümitsiz de olmamalıyız.

İşin kurulma aşamasında izlenecek olan yol;

–         Hukuki danışman edinin. Gerek kuruluş aşamasında gerekse sonraki süreçlerde birçok resmi kuruma verilecek olan dokümanlar, vergi ve kontrat gibi hukuki uzmanlık gerektiren belgelerin hazırlanması ve bu resmi sürecin takip edilmesi aşamasında mutlaka profesyonel yardım almanız gerekir. Böyle davranırsanız hem süreç hızlı ilerler, hem yanlış yapmazsınız hem de işlerinizi kolaylıkla halledersiniz.

–         Firmanızın hangi tür olacağına karar verin. Yapacağınız iş ile ilgili nasıl bir şirket kuracağınıza karar vermelisiniz. Şahıs şirketi mi kuracaksınız yoksa ortaklardan oluşan bir şirket mi kuracaksınız? Bunu belirlemeniz hem vergi sistemi ve ticaret kanunu açısından hem de hedef kitleniz ve ilgi duyduğunuz yatırım alanlarının belirlenmesi açısından oldukça önemlidir.

–         Finansal kaynaklarınız planlayın ve yönetin. Kuracağınız iş ile ilgili az ya da çok ama mutlaka belli bir miktarda paraya ihtiyaç duyacaksınız. İhtiyacınız olacak finansal kaynağı çeşitli kaynaklardan sağlayabilirsiniz. Bu kaynakların en kolay ulaşılabilenleri; öncelikle kendi birikimleriniz, sonra sırasıyla bankalar, fikirlerinize değer veren yatırımcılar, arkadaşlarınız, aileniz olabilir.

–         Yapacağınız işin çerçeve bütçesini oluşturun. Başlayacağınız iş ile ilgili yapmanız gereken her türlü yatırımı karşılayacak birikiminiz olsa bile bazen evdeki hesap çarşıya uymaz. Beklenmeuen ve ani gelişmeler nedeniyle çeşitli ödemeler gerçekleşebilir. Kurduğunuz iş, rutin bir düzene oturup kendi kendini finanse edip size kazanç sağlamaya başlayıncaya kadar ekonomik olarak dayanma gücünüz olmalı. İşinizi planlarken uzun bir süre bu işten para kazanmayacağınızı varsayarak yola çıkmalısınız. Ve bu plana uygun bir birikim ayırmalısınız.

–         Fiyat politikanızı belirleyip kar – zarar ilişkisini değerlendirin. İşinizin konusu olan mal ya da hizmeti fiyatlandırın. Ayrıca gelir ve gider tablonuzu tüm detaylarıyla kendiniz değerlendirin. Bütün veriler ışığında taslak bir tablo oluşturun. Ön muhasebenizi işin kuruluş aşamasında mutlaka kendiniz yapın.

–         Piyasada bulunan rakiplerinizi takip edin. Aynı ürün için diğer firaların satış fiyatlarını kontrol ederken kendi ürününüzü nasıl daha fazla geliştirip daha fazla tüketiciye ulaştırabilirsiniz araştırın.

–         Maliyetlerinizi çok iyi kontrol edip giderlerin yapılan işle orantılı olup olmadığına dikkat edin. Yapılan işin hacmi ne olursa olsun giderlerin kontrolü her zaman sizin elinizde olmalı. Bazı giderler tahmin ettiğiniz rakamların üzerinde gerçekleşebilir. Böyle bir durumda hemen müdahale edip durumu kontrol altına alabilirsiniz. Örneğin; elektrik faturası beklediğinizden fazla geldi, böyle bir durumda daha ekonomik aydınlatma araçları kullanabilir, nasıl tasarruf edilebileceğini gözden geçirebilirsiniz. Ya da herhangi bir malzemenin gereğinden fazla tüketildiğini düşünüyorsanız, uygun gördüğünüz makul tüketim miktarını belirleyip o miktarda kullanım hedefleyebilirsiniz.

–         Planlarınızı taslak haline getirerek projelendirin. İşinizle ilgili oluşan tüm fikir ve kararlarınızı sırasıyla takip edilecek işlemleri bir proje haline getirmeniz hem size rehberlik eder hem de yapmayı planladığınız veya halihazırda yaptığınız işin banka ve benzeri gibi üçüncü kişilere tanıtılması sırasında güzel bir kaynak oluşturur.

Projenizin içeriği şöyle olmalı; Öncelikle işinizin içeriği ne olacak? Ne kadar sermaye gerektirecek? Nasıl bir gelir dönüşümü olacak? Firmanızın türü nedir? Bu soruların cevaplarına ek olarak ekibinizdeki kişilerin kısa özgeçmişleri ve işinizin karlılık oranlarını gösteren ve çok detaylı olmayan ama yeteri kadar fikir veren yazılı bir ön çalışma hazırlayın. İşinizin içeriğini tanıtın. Tam olarak ne iş yaptığınızı detaylı bir biçimde anlatın. Piyasa koşullarında durumunuzu değerlendirin. Hedef seçtiğiniz / seçeceğiniz satış kitlenizi belirleyin. Malınızı tüketiciye nasıl ulaştıracaksınız ve firmanızın türü ne olacak bu konuda bilgi verin. Örneğin; şirketiniz şahsınıza ait mi yoksa ortaklı bir şirket mi bunu belirtin. Ürettiğiniz ürünün özellikleri nelerdir, ürününüzü tercih edilebilir yapan en önemli özellik nedir? Bunları belirtin. Piyasa analizi yapın. Ürününüzü pazara sunduğunuzda başarı elde edebilmeniz için piyasayı özellikle kendi piyasanızı çok iyi biliyor olmanız gerekir. Bunun için müşteri profilini belirleyip inceledikten sonra müşterinin bir ürün alacaksa neden sizin ürünü tercih edeceğini, elindeki nakit parayı veya diğer türlü birikimi neden sizin ürününüzü alarak değerlendirme yoluna gideceğini araştırmayı ihmal etmemelisiniz. Piyasadaki diğer üreticileri de iyi analiz etmelisiniz. Buraya kadar yaptığınız çalışmalardan sonra, piyasayı sizinle paylaşan rakiplerinizi tanımalısınız. Piyasaya sürdükleri ürünlerini nasıl ürettiklerini veya nasıl tedarik ettiklerini, satış paylarını, başarılı veya başarısız oldukları konuları araştırmalı, rakiplerinizle ilgili detaylı ve yararlı bilgiler toplamalısınız. Ürünün geliştirilmesi için; işinizin konusu olan ürününüzü ne şekilde ortaya koyacaksınız? Ürününüzün niteliği ne olacak? Hizmet mi üretiyorsunuz yoksa maddesel ve elle tutulup gözle görülen bir ürün mü tasarlıyorsunuz? Lojistik aşaması nasıl olacak? Üretim, ambalajlama, satış ve pazarlama, dağıtım nasıl olacak? İnsan gücüne ihtiyacınız olacak mı? Bu ve buna benzer tüm sorulara cevap vermelisiniz. Tüm bu sorular ve cevapları proje aşamasında yer almalı. Yönetim şeması oluşturmalısınız. Firmada görev yapacak kişileri tek tek belirleyip hiyerarşik bir düzen içinde hangi işlerden hangi pozisyonun sorumlu olacağını belirlemelisiniz. İşinizi kurduğunuz ilk yıl boyunca düzenli olarak her ay, ikinci yıl içinde üç ayda bir defa, üçüncü yıldan itibaren yılda iki defa yani altı ayda bir defa bu planları düzenli olarak gözden geçirmeli, eksiklik varsa gidermeli, aksayan yönleri varsa çözüm bulmalısınız.

–         Banka hesabı edinin. İşe başlamadan önce size her aşamada destek olabilecek bir banka seçerek o bankada ticari bir hesap açtırın, kullanmak istediğiniz krediler için bankalardan bilgi toplayın. Ödeme planlarınıza ve kullanımınıza en uygun bankayı seçin.

–         Web sitesi oluşturun. Günümüzün olmazsa olmazlarından olan web siteleri internet kullanımının yaygınlaşması ile daha çok önem kazandı. Yapacağınız işle ilgili olarak mutlaka bir internet sayfanızın olması gerekiyor. İnternet sayfanız ne kadar iyi tasarlanmış olursa ve ürün tanıtımı ne kadar iyi yapılırsa, görsel öğelerle site zenginleştirilirse siz ve ürününüz de o oranda fazla tanınırsınız. Web sitenizin tasarımı ile kendiniz ilgilenebileceğiniz gibi profesyonel bir firmadan da yardım alabilir veya hazır yapılmış, kullanıma açılmayı bekleyen bir site de satın alabilirsiniz.

–         Amacınıza hizmet edecek bir iş yeri bulun. Öncelikle tam olarak nasıl bir iş yerine ihtiyacınız olduğuna karar verin. Kendinize ait olan ve hala kullanmakta olduğunuz bir dairenin kullanılmayan bir odası, kullanılmayan bir garaj veya depo gibi bir yer sizin için yeterli mi yoksa iş görüşmeleri gerçekleştirebileceğiniz bir ofis ya da depo tarzında bir yere mi ihtiyacınız var? Amacınıza en uygun yeri bulmak için sizinle benzer işi yapan firmalara göz atmanız, çevrenizden fikir almanız hatta internette arama motorlarında araştırma yapmanız gerekebilir.

Bütün hazırlık sürecini tamamladıktan sonra uygulayacağınız üç adımda ürününüzü piyasaya sürebilirsiniz.

  1. Üretim aşaması: Üretmeyi planladığınız ürün için maliyet giderlerini ayarladıktan sonra gerekli malzemeleri temin edin. Özel bir uzmanlık gerektiren bir ürün ise ilgili uzmanlarla birlikte üretime başlayın, testleri yapın, malzeme stoklayın, deneme üretimlerinden sonra ürünün istediğiniz formunu ürettiğiniz anda ürününüzün fiyatını tespit ederek satışa sunun.
  2. Satış ve lojistik planlaması: Satabileceğiniz kesin miktarlar belirlediyseniz veya bununla ilgili ticari sözleşmeler yapıp bağlantılar kurduysanız öncelikle ürününüzü oralara yönlendirmelisiniz. Reklam vermeyi planladıysanız ki planlamalısınız mutlaka hem görsel hem basılı öğelerden oluşan reklam tanıtımları yapmalısınız. Mağazada satış yapacaksanız gerekli raf düzenlerini organize etmelisiniz. İnternet satışı hedeflediyseniz daha önceden internet sayfanızı oluşturmuş olmalısınız. Ürününüzü müşterilerin ihtiyaçlarına göre oluşturmalı ve piyasada halihazırda bulunanlarla görüşmelisiniz. Sosyal medyayı mutlaka yakından takip etmeli ve sosyal medyanın daha geniş bir tanıtım ağı için çok etkili bir araç olduğunu göz ardı etmemelisiniz.
  3. Ürününüzü artık tüketiciye sunabilirsiniz. Tüm çalışmalarınızın sonunda ürününüz piyasada satılmaya ve tüketicinin beğenisine sunulmaya hazır duruma geldi. Artık yapmanız gereken tek şey; etkin bir şekilde tanıtım ve reklam yapmak. Bunun için internet, basın – yayına bilgi verebilir, twitter, facebook gibi sosyal paylaşım sitelerini aktif bir şekilde kullanabilirsiniz. Artık siz, bir iş sahibi ve bir girişimcisiniz. Ve bu aşamadan sonra yapmanız gereken şey; tüm dünyanın sizi tanımasına izin vermek.

İşinizi kolaylaştıracak dipnotlar;

–         İnternet ağı yaygınlaştıkça internet üzerinden çalışmak hem işleri kolaylaştırdı hem de daha az maliyet gerektirdiği için finansman giderlerini en aza indirdi.

–         İnternet ortamında halihazırda mevcut olan Gittigidiyor, Ebay, Hepsiburada, Sanalmarket, İndirdik gibi alışveriş siteleri üzerinden de satış yapabilirsiniz.

–         Direk satışı hedefliyorsanız mağazada perakende satış ta organize edebilirsiniz.

–         İşinizin niteliği gereği veya finansal açıdan katkı sağlaması nedeniyle bayilik sistemi kurmak iyi sonuç verebilir.

–         Doğrudan satış yapan firmalar, geleneksel satış yöntemini kullanan firmalara göre daha az giderle işe başlıyorlar ve piyasaya yayılarak tanınmaları daha kolay oluyor.

–         Ürünlerinizin direk satış ve pazarlamasını yapacak bir aracı şirket bulursanız o şirketten hem satış desteği hem de uygulama deneyimi elde edebilirsiniz. Yanınızda her zaman güven duyabileceğiniz ve fikir danışabileceğiniz birilerinin olması son derece faydalı olur.

–         Gelişim ve değişime açık olun. Fikir veren kimseler, arkadaşlarınız, konunuzla ilgili organizasyonlar, sosyal forumlarla iç içe olun. En kolay iş, insanın kendi işini yapmasıdır.

–         Her zaman müşteri odaklı olun. Müşterilerinizin öneri ve görüşlerini her zaman dikkate alın ve potansiyel müşterileri dikkatinizden kaçırmayın. Öyle bir imaj oluşturun ki tüketiciler ürüne ihtiyaç duyduklarında akıllarına gelen ilk tedarikçi siz olun.

Pazartesi Sendromundan Kurtulun

Pek çok çalışan için kabus haline gelen pazartesi sendromları artık sorun olmaktan çıkacak. Güzel geçen bir hafta sonu tatilinin ardından haftanın ilk günü işe gitmek pek çok insan için oldukça stresli bir durum. Yıllardır düzenli olarak çalışan ve kariyer sahibi insanlarda bile görülen pazartesi sendromunun etkilemediği çalışan yok gibi. Bazen espri konusu olan, bazen de hayatın bir gerçeği olarak karşımıza çıkıp günümüzü son derece olumsuz etkileyen pazartesi sendromunu yenebilmeniz, negatif enerjiden kurtulabilmeniz için bakın uzmanlar neler öneriyor;

–         Beslenmenize dikkat edin: Neşe kaynağı olacak bir beslenme programı uyguladığımızda negatif enerjiden ve pazartesi sendromunun olumsuz etkilerinden kurtulabiliyoruz. Özellikle doymamış yağlardan oluşan yiyecekler, bol fındık, yulaf ya da yulaf ezmesi günümüzü güzel ve enerjik geçirmemizi sağlıyor. Sardalya ve yanında salata, ardından avokado yemek enerjinize katkı sağlayacaktır.

–         Yürüyüş yapmak: Artık tüm uzmanların hemfikir olduğu bir konu var; yürüyüş yapmak hem zihnimize hem de bedenimize iyi geliyor. Her gün yapacağınız yarım saatlik yürüyüş depresyona karşı alabileceğiniz en iyi önlem. Açık havada yaptığınız yürüyüşle alacağınız güneş ışınları serotonin hormonunun salgılanmasını tetikliyor. Serotonin hormonunun diğer bir adı da mutluluk hormonu.

–         Sarı renk: Sarı renk; enerji ve mutluluk kaynağı olarak görülüyor. Masanıza koyacağınız sarı çiçek veya objeler, giyeceğiniz sarı renkli bir kıyafet gününüzü harika geçirmenizi sağlayabilir. Ayrıca sabah saatlerinde komik bir şey okumanız ya da sizi güldürecek bir şey izlemeniz de olumlu duygular hissetmenize katkı sağlar.

–         B Vitamini: Sinirlerinizi yatıştırarak sizi sakinleştiren B Vitamini güzel bir gün geçirmenizi sağlar. Doktorunuza danışarak düzenli olarak B vitamini kullanmayı deneyebilirsiniz.

–         Düşünmek: Bazen kendinize zaman ayırın. Sessiz kalarak yaşama nedenlerinizi hatırlayın. Gerekiyorsa elinize bir kalem kağıt alarak sizi hayata bağlayan nedenleri ve bu hayatta sizi en çok mutlu eden olayları not alın. Tabi bunları yaparken pozitif düşünmeyi de ihmal etmeyin.

Ne dersiniz önümüzdeki ilk pazartesiden itibaren bu önerileri hep birlikte deneyelim mi? Hatta daha sonra sonuçları yorum bölümünde paylaşarak motivasyonumuzu arttırabiliriz.(-: Hepinize mutlu haftalar…

İyi Bir Patron Olmak İçin Öneriler

Çalışanlarınızın maaşlarını zamanında ödemek, haklarını gözetmek ne yazıkki günümüz şartlarında iyi bir patron olmak için yeterli değil. İyi bir patronun daha fazla özelliği kendisinde toplamış olması gerekiyor. İyi bir yöneticinin başarısızlığı yönetebilmesi, karamsarlığa kapılmaması, çare üretebilmesi ve çalışanlarını motive etmesi gerekiyor. Bütün bunların nasıl yapılacağına dair bir fikriniz yoksa lütfen bu yazıyı okuyun, tavsiyelerden bir kaçı mutlaka size fikir verecektir.

–         Takım kıyafet, resmi elbise takıntısından kurtulun, zaman zaman spor olmak sizi daha cool yapacaktır. Çalışanlarınıza isimleriyle mümkünse ‘’sen’’ diye hitap edin, bu, sizi yakınlaştıracaktır.

–         Gün içinde ‘’gülümseme molası’’ verin. Gülümsemenin bir maliyeti yok ama size kazandıracağı getiriler çok fazla.

–         En rütbelisinden kapıcısına çaycısına kadar tüm çalışanlarınıza ‘’günaydın’’ demeyi alışkanlık haline getirin.

–         Kendinizi dinletmeyi bilir. Kendinizden ve ifadelerinizden emin olun. En kritik en tatsız kararları alırken bile tereddüte düşmeyin ya da tereddüte düştüğünüzü hissettirmeyin.

–         Çalışma arkadaşlarınızın sorularını yanıtlayın. Ulaşılabilir olun. Acil durumlar için size ulaşmak istediklerinde buna izin verin.

–         Çalışanlarınızın anlattıklarını göz teması kurarak ve can kulağıyla dinleyin. Çalışanınız anlaşıldığını hissetsin.

–         Her konuda en başarılı olmanız gerekmez. Her zaman bir finans danışmanı gibi düşünemeyebilirsiniz. Önemli olan gerçek bir finans danışmanı gibi düşünen ve hareket eden kişileri bulup şirkette istihdam etmek ve kalıcı olmasını sağlamak. Sizin asıl göreviniz bu olmalı.

–         Çalışanlarınız şirketin vizyonu ve misyonu hakkında fikir sahibi olmalı. İnancınızı ve heyecanınızı onlarla paylaşmalı, tüm çalışanlarınızı bu duygulara ortak etmelisiniz.

–         Empati yapmayı bilmelisiniz. Teşekkür etmek, tebrik etmek, motive etmek ve başarısız bir girişim için teselli etmek gerçek bir liderin görevidir.

–         Şirketin başarılarına, kazançlarına çalışanlarınızı ortak edin. Maddi anlamda da ödül ve benzeri prim uygulamaları yapmanız size çok daha karlı bir şekilde dönecektir.

Marka Olmaktan Korkmayın

Gelişen ve değişen dünyada teknolojinin de ışık hızıyla ilerlemesi sonucu markalar arasındaki rekabet had safhaya ulaşmıştır. Günümüzde markalar ürünlerini çok daha geniş kitlelere satmak için ürün çeşitliliğine yönelmişlerdir. Markalar bu ürün çeşitliliğini ise kendi ürettiklerinden farklı bir ürünü satarak sağlamaktadır. Ama bunu yaparken o ürünü firmanın kendisi üretmiyor. Çünkü gerek ürünü üretmesi için kullanılacak makine ve iş gücü olsun gerekse ürünü geliştirmek için ar-ge çalışmaları olsun firmaya artı bir maliyet katıyor. Bunun için markalar, asıl işi o ürünü üretmek olan firmalardan bu ürünleri satın alıyor ve kendi amblemlerini üzerine ekleyerek satışa sunuyorlar. Bu üretim şekline fason üretim deniyor, o ürünün başka firmalar tarafından üretilmesine de fason üretim adı veriliyor. Fason üretim geçmişi olan firmalardan birisi Korkmaz Firması’ dır. Korkmaz firması 2005’e kadar fason üretim yapmaktaydı. Korkmaz, fason üretim yaparak kendisinin büyüyemeyeceğini ve kendisinin sadece bu sektörde tıkılıp kalacağını fark ettiği için, ileri görüşlülüğü ile markalaşma yolunda bir adım atmıştır. Bu adımı atmasının nedeni; fason ihtiyacının büyük bir kısmını, daha az maliyetle üretim yapan Çin ve Hindistan firmalarına kaptırmasıdır. Böylelikle gün geçtikçe Korkmaz’ın pazar payı küçülerek, kar marjı düşmüştür. Korkmaz, 2005 yılına kadar sattığı fason ürünlerin ar-ge çalışmaları ve pazar araştırmalarını doğru yaparak kısa sürede başarıyı yakaladı. Bu cesareti ve kararlığı ile marka olma yolunda 2005’ten sonra kayda değer bir yol katetti. Korkmaz, daha büyük düşünerek sadece yurt içine satış yapmayarak, yurt dışına da ürünlerini satmaya başladı. Korkmaz’ ın öncelikle gözüne kestirdiği ülkeler; İran, Suudi Arabistan, Rusya ve Almanya’dır. Buradan da anlaşıldığı gibi Korkmaz, daha çok Ortadoğu’yu hedef almış ve orada ürünlerinin satış stratejisini de reklamlar üzerinden yapmıştır. Böylelikle büyüme yolunda emin adımlarla ilerlemiştir. Korkmaz’ın bu 4 ülkede ürünlerinin satışını artırmanın yanı sıra bir diğer hedefi de Hindistan ve Malezya gibi yeni pazarlara açılmaktır. Ama Hindistan da ürünlerini satmakta zorlanacağını düşünen Korkmaz, Hindistan da satışlarını arttırmak için yemek pişirmeyi bir yaşam tarzı haline getirmeyi planlamıştır. Buradaki amacı; Hindistan’daki zengin kişilere yemek yapma alışkanlığı kazandırmaktır. Çünkü Hindistan, genellikle zengin ailelerden oluştuğundan ve işgücü ucuz olduğu için yemek pişirme işini hizmetçilerin yaptığı bir toplumdan oluşmaktadır. Korkmaz, sadece bu altı ülke ile yetinmeyip, Endonezya ve Singapur gibi ülkelerde de adını duyurmak istiyor. Bu şekilde fason üretimden, yurt dışında da bilinen saygın bir marka olma yolunda ilerleyen Korkmaz, güzel bir hikâyeye konu olmuştur. Korkmaz, kendisi gibi alt yapıyı iyi kurmuş ve birazcık da kendine güvenen firmalara örnek oluşturmuştur. Yerli firmaların Korkmaz örneğinde olduğu gibi, girişimde bulunmaktan çekinmemeleri, en azından büyümeyi denemeleri gerekmektedir.

Çalışanlarınızın Fikirlerine Önem Verin

    Yapılan istatistiklere göre çalışanlarınıza karşı olan tutumunuzda yapacağınız birkaç küçük değişiklik size büyük kazançlar sağlayabilir. Nedir bu küçük değişiklikler? Gelin beraber inceleyelim.

–         Elemanlarınızla bir araya gelerek ilginç önerileri tartışın ve bir plan oluşturun.

–         Çalışanlarınızla yüz yüze görüşmeyi tercih edin.

–         Çalışanlarınızın sosyal yönünü kuvvetlendirerek hayal güçlerinin gelişmesine katkıda bulunun. Bazen sanatsal etkinlikler için bilet hediye edin.

–         Çalışanlarınızı ilginç ve uygulanabilir öneriler getirmeleri konusunda motive edin, gerekirse ödüllendirin.

–         Hangi sektörde faaliyet gösterirseniz gösterin mutlaka çalışanlarınızın görebileceği yerlere ilginç buluşlara yer veren bilim-teknik dergileri ve benzeri dökümanlar bırakın. Böylece dünyaya bakış açıları, olaylara yaklaşımları gelişip değişecektir.

Size ters gelen önerileri dinlemekte fayda var. Kaybedecek önemli bir şey yoksa aklınıza yatmayan önerileri uygulamanız bile tavsiye edilebilir. Bu konuyla ilgili önemli bir başarı hikayesini sizlerle paylaşmak istiyoruz. 1968 Yaz Olimpiyatlarında ABD’ li atlet Dick Fosbury yüksek atlamayı başaramıyor ve antrenörü bu duruma çok sinirleniyordu. Atlet, antrenörünü nasıl atlarsa başarılı olabileceği konusunda bir türlü ikna edemiyordu. Fakat olimpiyatlarda son şansı olarak kendi bildiği gibi atladı. Bu atlayış çok ilginçti. İlk kez sırt üstü atlayan bir atlet olarak tarihe geçti. Bu atlayışa ‘’Fosbury flop’’ adı verildi ve başarılı atlet hem altın madalyanın sahibi oldu hem de kendi adıyla anılan atlama şekliyle tarihe geçti. Bu başarı örneğinde olduğu gibi lütfen siz de çalışanlarınızın ilginç fikirlerine kulak verin. Kimbilir sizi diğerlerinden farklı kılacak fikir, ikna olmakta zorlandığınız o fikirdir.

Şişmanlığın Nedenleri

Yemek yemeden önce şişmanlığa neden olan alışkanlıklarımıza bir göz atın. Şişmansanız mutlaka yanlış giden bir şeyler var demektir.

  1. Kredi kartıyla yemek yemek: Bir bankanın 100.000 restaurantta yaptığı araştırmaya göre;  kredi kartıyla yemek yiyenler nakit para ile yemek yiyenlere oranla  % 30 daha fazla yiyorlar.
  2. Kilo almakla televizyon karşısında geçirilen zaman doğru orantılı. Ne kadar televizyon o kadar kilo. Çünkü tv izlerken kan basıncımız düşüyor, metabolizmamız yavaşlıyor ve bu nedenle kalori yakımı en alt seviyede oluyor.
  3. Yemek yemeye başladıktan sonra ilk 20 dakikada beynimize doyma sinyalleri gidiyor. İşte kilo almamak için ya da kilo vermek için yavaş yemek yiyin denmesinin nedeni bu. Hızlı yemek yersek beynimize sinyal gidinceye kadar iş işten geçmiş olur.
  4. Çalışırken yemek yemek: Bilgisayar başındayken, araba kullanırken, televizyon seyrederken  yemek yemek kilo aldırıyor. Çünkü hem yediğimiz miktarı fark etmiyoruz hem de bu tür atıştırmalar alışkanlık yapıyor.
  5. Fast food tüketimi: Stres ve hızlı yaşam tarzı bizi hazır yiyecekler ve fast food tüketmeye yöneltiyor ve fast food yiyeceklerde bulunan yüksek yağ miktarı sonucunda obezite kaçınılmaz oluyor.
  6. Duygusal bozukluk: Aç olmasak bile üzgün olduğumuzda, sinirli stresli olduğumuzda çok fazla yemek yeriz. Bu dönemlerde kendimizi kontrol etmek ve duygularımızla başa çıkmak önemli.
  7. Egzersiz: Her şeye vakit var ama spora gelince bir türlü uygun zaman yaratamıyoruz çok ilginç değil mi? Örneğin televizyon karşısında uyuklamaktan spor yapmaya vakit bulamıyoruz. Oysa egzersiz yapmak kilo kontrolü için çok önemli.
  8. Sosyal çevre: Durmadan kilo almaya devam ediyorsanız kimlerle arkadaşlık ettiğinizi gözden geçirmenizde fayda var. Obezite bulaşıcı olabiliyor.
  9. Düzensiz uyku: Uyku eksikliği ‘’ghrelin’’ adlı iştah açıcı bir hormonun salgılanmasına neden oluyor. Uyanık olduğumuz sürece yemek yeme eğiliminde oluyoruz.
  10. Ne yediğinin farkında olmamak: İnsanlar yedikleri yemeklerin yağ ve kalorilerinden habersizler. Farkında olmadan bol kalorili yiyecekler tüketebiliyorlar.
  11. Düzenli kahvaltı: Araştırmalara göre sabahları yeterli miktarda kahvaltı yapan ve bunu alışkanlık haline getiren insanlar kahvaltı yapmayanlara göre daha formda oluyorlar.
  12. Rahatsız kıyafetler: Giydiğimiz kıyafetler gün içinde hareket etme oranımızı etkiliyor. Etek-ceket giyen bir bayan gün içinde fazla hareket etmezken kot pantolon giyen bir bayan çok daha rahat hareket ediyor. Bu da fazladan kalori yakımı sağlıyor.
  13. Sık sık tartılmak: Uzmanlar her ne kadar sık sık tartılmayın, motivasyonunuz düşer deselerde araştırmalar bunun tam aksini gösteriyor. Her gün tartılan insanlar tartılmayan insanlara göre kilo kontrolünde daha başarılı oluyorlar.
  14. Genetik faktörler: Genetik mirasımız kilolu olmamız üzerinde etkili. Şişman anne babaların çocukları diğer çocuklara göre daha şişman oluyor.
  15. İlaçların yan etkisi: Pek çok ilaç kilo almaya neden oluyor. Doğum kontrol ilaçları, tansiyon, özellikle diabet ilaçları ve insülin kullanımı fazladan 3-5 kilo almaya sebep oluyor. İlaç kullanırken mutlaka doktorunuza danışmalı ve kiloyu etkileyip etkilemediği konusunda bilgi almalısınız.
  16. Yaş: Yaşa bağlı olarak kas kaybı artıyor ve dolayısıyla kilo almamız kolaylaşıyor. Çünkü kas grubu kendine başına kalori harcayan bir özelliğe sahip, kas dokusundaki azalma doğrudan kilo almamıza sebep oluyor.
  17. Evlenmek: Bilimsel araştırmalara göre evlilik hem kadının hem de erkeğin pek çok alışkanlığını kökten değiştiriyor. Erkekler daha düzenli yemek yemeye başlıyorlar ve kilo alıyorlar. Kadınlar ise evliliğin getirdiği stresten daha kolay ve çabuk etkilenerek yeme bozukluğu ve stresten dolayı kilo alıyorlar. Dolayısıyla evlilik kilomuzu etkileyen faktörler arasında bulunuyor.

Aslında yukarıda sıraladığımız ve yapmamamız gereken alışkanlıkları hepimiz çok iyi biliyoruz. Fakat uygulamıyoruz. Hayatımızın diğer alanlarında olduğu gibi yeme alışkanlıklarımız konusunda da bildiklerimizi uygulamamak gibi bir sorunumuz var. Beslenme alışkanlıklarımızda yapacağımız küçük değişiklikler ne olumlu sonuçlar doğuracak kimbilir. Denemeden bilemeyiz.